diyorum ki, hayatın tadına varması için aslında en çok kendisine ihtiyacı var insanın. sevilmek istiyorsa önce kendini sevecek, üzülmek istemiyorsa önce kendini üzmeyecek, kazanmak istiyorsa başkalarının birşeyler sunmasını beklemeden kendisi çaba gösterecek, terkedilmek istemiyorsa önce kendisi kendisine bağlı kalacak, hata yapmamak istiyorsa öncekilerden ders alacak, bütün bunları başarmak için de önüne çıkan fırsatları akıllıca değerlendirmeye bakacak, hayat tuhaf tesadüflerle şekillenir, bazısı kader diyor buna, zamanı tutmak mümkün değilse, postacının kapıyı kırmasını beklemek niye?
ayrıca, boş umutlardan, gerçekleşmeyen hayallerden sıkıldıysa, pes etmeyecek, iyi şeyler, güzel şeyler düşünecek ve düşündüğü o güzel şeyleri yapmak için çaba gösterdikçe, boyundan büyük nutuklar atma hakkına sahip olacak :)
ben ne zaman tersini yapsam, olduğumdan daha beter hissettim kendimi. bütün kötü tecrübelerin sonunda, hayat güzel umutlarla devam etmeli, bunu anlamak zor olabiliyor bazen, özellikle herşey ters giderken ama şapkasını önüne koyup düşününce insan, doğru olanı farkediyor.
herkes kendi yanlışlarını bulup düzeltir, doğrularına da sırtını dönmeden yaşamayı öğrenir umarım.